Kütüphane Binaları Üzerine Bir Şikayet

 

Yazının serlevhası kütüphane binaları üzerine. Dolayısıyla yazımızda kitaplardan bahsetmeyeceğiz. Kütüphane mimarisi üzerine bazı müşahedelerimizi pek sevgili kariin ile paylaşacak ve bazı sorgulama ve şikayetlerde bulunacağız. Müşahede! Dolayısıyla mimarî ve mühendisî tespitlerde de bulunmayacağız.

Bizim neslimiz sürekli olarak, iyi bir iş için güzel bir bölüme gidilmesi ve bu sebeple de çok çalışması gerektiği tavsiyesi verilen ve bu tavsiyenin çoğu zaman baskı ve zorlamaya dönüşmesine şahit olan bir nesil oldu. Bu sebeplerle ben ve akranlarım ders çalışmak için günlerimizin çoğunu kütüphanelerde veya okuma salonlarında geçirdik. Bu yazı da kütüphanelerin çalışma yerleri veya okuma salonları üzerine bir kaç tenkidi derc edecek.

Nasıl bir kütüphanede çalışma yapmak isterdiniz? Kitap okumak, sınavlara hazırlanmak, tez hazırlamak maksadıyla gittiniz, oturdunuz. Mesela sizi neler rahatsız eder? Bir masa ve sandalyenin olması, mekanın kafi derecede serin yahut sıcak olması ve  aydınlık olması sizin için yeterli midir? Yoksa başka başka unsurların varlığı da gerekli midir?

Eski kütüphaneleri incelediğimde çalışma alanı küçük bir koridor veya ikili bir geçiş ile ana girişten veya binanın diğer bağlantılı yerlerinden ayrılıyor. Böylece binanın diğer kısımlarından çalışılan bölüme ses geçişi engellenmiş oluyor. Misal vermek gerekirse İstanbul'da Beyazıt Devlet Kütüphanesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin (İÜHF) kütüphanesi gösterilebilinir. Beyazıt Kütüphanesi'nde çalışma salonuna ufak bir koridordan geçilir ve bu ufak koridor medhaldeki sesin doğrudan çalışma salonuna gelmesini engeller. Aynı şekilde İÜHF'nin Kütüphanesinde de ana giriş kapısından sonra güvenliğin bankosunun olduğu küçük bir kısım, sonra yine ikinci bir kapı (güvenliğin sesinin içeri gelmesine mani olur), sonra bir ara hol (müdür odası ve bazı görevlilerin odasına bu holden kapı açılır) ve sonra ana okuma salonuna giriş için açılması kısmen zor bir kapı ve yarım metre arkasında daha kolay açılır ikinci bir kapı daha vardır. Bu şekilde dışardaki sesin içeriye gelmesi mümkün olmaz. Bahsi geçen ara holde de konuşmak yasaktır. Daha başka kütüphaneleri inceleme fırsatım olmadı maalesef.

Mezkûr kütüphanelerin inşaa tarihlerine baktığımızda Beyazıt 1884 yılında eski külliyenin bazı kısımları ihya edilerek açılmış, İÜHF kütüphanesi ise 1940'lı yılların hitamına doğru inşa edilmiştir. Maalesef her iki Kütüphanenin mimarıyla alâkalı bir malumata ulaşamadım. Ama kütüphane mimarisinden anlaşılıyor ki söz konusu mimarlar kütüphanenin ne'liği hakkında fikir sahibi olan insanlardan. Bu fikir ve his içeri girdiğiniz anda size de sirayet ediyor.



Kütüphanenin ne'liği dedik. İnsanların bir hüviyeti var. İnsan yapısı olan binaların bir hüviyeti yok mu? Eskiden olsa bu soruya herhalde tabi ki var olmaz olur mu diye cevap verilirdi. Ama bugün 50 sene sonra yıkılmak üzere inşa edilen, kimliksiz ve kişiliksiz binalar var. Kütüphane olarak inşa edilen yapılarda da bu kimliksiz ve kişiliksizlik esas unsur olarak göze çarpıyor. Bugün kütüphane olarak inşa edilen bir binayı kendi amacı dışında mesela bir sağlık ocağı, lokanta veya kafe olarak kullanmak isteseniz asla sırıtmaz. Sizler de bulunduğunuz şehirlerde bulunan kütüphaneleri bir düşünün (tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz düsturuyla). Son yıllarda inşa edilen kütüphanelerdeki çalışma salonları umumiyetle dışarıyla bağlantısı iyi kesilememiş, kimi zaman görevlilerin bankosunun içerde olduğu, lavabonun dışarda değil de çalışma salonun içinde olduğu bir vaziyette maalesef. Fuaye alanıyla çalışma alanı bir birinden tam manasıyla ayrılmamış, dolayısıyla insanların nerede konuşup nerede susacağını bilemediği kütüphaneler mevcut olduğu gibi kültür merkezi bütünü içinde inşa edilip mesela mehteran eşliğinde çalışmalarınızı sürdürebileceğiniz kütüphaneler de mevcut, tabi çalışmak için lazım gelen huşuyu temin edebilirseniz. Kütüphane olarak düşünülmemiş ve dolayısıyla tasarlanmamış binalar yani. Yahu kütüphane diye inşa edilen eski binaları da mı incelemedin be adam! Peki ya kitaplara sahip çıkma hususu! Bu ayrı bir yazı konusu tabi ki ama iyi bir kitaplığa sahipseniz ve yaşadığınız şehirdeki kütüphanelerden birine kitaplarınızı hibe etmek isteseniz gönül rahatlığıyla hibe edebilir misiniz? İstanbul, Ankara ve belli başlı şehirlerdeki ciddi kütüphaneler hariç diğer şehirlerdeki kütüphanelere binbir emekle topladığınız kitaplarınızı hibe etmeniz demek bu kitapları geri dönüşüme atmanız demekle aynı anlamı taşıyor maalesef. Çünkü nasıl ki yukarda bahsettiğimiz kütüphanelerin mimarları kütüphane mimarisi üzerine kafa yormamış, hayatında kütüphaneler üzerine düşünmemiş, en sağlıklı çalışmanın nasıl bir mekanda yapılacağı meselesini hiç gündemine almamış kimselerse; mezkûr kütüphane müdür ve çalışanları da kitap, kütüphane, nadir eser, kitap kıymeti ve sıhhati üzerine hiç düşünmemiş ve kafa yormamış kişilerdir.



Bugün Türkiye'de milyonlarca lira verilerek kütüphaneler inşa ediliyor, buralara belki çok değerli kitaplar alınıyor. Ancak planlaması asla olmayan, çalışmak veya okumak için hiç uygun olmayan ne idüğü belirsiz, tabiri caizse modern gecekondular ortaya çıkıyor.

Herhalde idareciler yarın bir gün ihtiyaç hasıl olursa başka bir maksat için kullanırız diye düşünerek mimarları tembihliyorlar "Aman bir şeye benzemesin!" ya da bu işler hiç kimse tarafından kaale alınmıyor.

Bu yazıyı önümdeki bir sınava hazırlanırken Ankara'da 2024 yılında açılmış bir kütüphanede yazdım. Bina kütüphaneden başka her şeye benziyor. Belki de sevgili kariin bu binaya kızıp biraz ağır konuştuk. Sürçü lisan etti isek afv ola, kalın sağlıcakla.

 

Ahmet Ali AK

1 Yorumlar

  1. Kütüphaneler hakkındaki hassasiyetinize iştirak ediyorum. Memleketimizde ivedilikle ve behemehal "Acıkhava Kütüphaneleri" tesis edilmesi lüzumunu ilave etmek istiyorum.

    Ayrıca ķütüphane masalarının çivili yatak nevinden batıcı/ısırıcı bir malzeme ile kaplanması "Dirsek masaya, yumruk çeneye" şeklindeki topraklama tesisatının masa üzerine serili vaziyetteki kitaptan gözler vasıtasıyla dimağa aktarılan muhteviyatın kaçak yapmasına mani olacağı ve okuma faaliyetinden azami istifadenin elde edileceği kanaatindeyim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum yaz

Daha yeni Daha eski