Her sene Kurban Bayramı'nın
yaklaşmasıyla birlikte teşrik tekbirlerinin unutulmaması yönündeki ikazlar da
başlar. Sosyal medya uygulamalarının hemen hemen hepsinde bu ikazlara rastlamanız
mümkündür. Hatta o kadar sık rastlarsınız ki bunun tesiriyle teşrik
tekbirlerinin ne olduğunu unutup “teşrik tekbirlerini unutmayalım” dendiğini
hatırlarsınız sadece. Çünkü sosyal medyadan yapılan aleni telkinler bir süre
sonra “yine aynı şeyler” denilerek basit bir parmak kaydırma hareketiyle def
edilir ve üzerinde pek düşünülmez. Çoğu kişi gibi ben de “teşrik tekbirlerini
unutmayın” ikazını bizzat hayattaki münasebetlerim hariç bütün sosyal medya
münasebetlerimden aldım ve teşrik tekbirlerini de sık sık unuttum. Bazen
farzdan sonraki sünnette bazen de bir sonraki vakitte aklıma geldi. Kim bilir
unutup geçtiğim ve sonrasında hiç hatırlamadığım teşrik tekbirleri bile oldu
belki de. Yalnızca cemaatle kıldığım namazlarda unutmadım. Çünkü cemaat unutmaz
ve unutturmaz.
Esas konumuza gelecek olursak, nedir
bu teşrik tekbiri? Hepimiz bunun cevabını rahatlıkla verebiliriz. Arefe günü
sabah namazıyla başlayıp Kurban Bayramı'nın son günü olan 4. günün son vaktine
kadar (hicri takvimi esas alığımız için son günün son vakti ikindi namazıdır)
her farz namazdan sonra Itrî'nin meşhur bestesiyle (cemaat halinde Itri'nin
bestesine münasip ve belli bir ahenk içinde tekbir getirilirken ağzına
mikrofonu dayayıp güzelim besteyi bozan kulaksız müezzinlere edecek çok lafım
var ama bu başka bir mevzu olduğu için üzerinde durmuyorum) “اَللَّهُ اَكْبَرُ اَللَّهُ اَكْبَرُ، لَا اِلهَ اِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ
اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ” (Allahu ekber Allahu
ekber. Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi'l-hamd)
diyerek getirdiğimiz tekbirlerdir. Bu kısma kadar sizlere vermiş olduğum
malumat konusunda muhtemelen mutabıkızdır. Asıl ihtilaf ise bundan sonraki
kısımda başlar. Şöyle ki; teşrik tekbirleri dendiğine göre bu kelime ş-r-k (ش-ر-ك) kökünden gelmiş olmalı. Bu kök şirki
çağrıştırır. Şirk ise Allah'a ortak koşmak anlamına gelir. Ya da şirki
çağrıştırmıyorsa da en azından şirketi çağrıştırır. Lakin bizim getirdiğimiz
teşrik tekbirlerinin ne şirkle ne de şirketle bir alakası vardır, diye düşünebiliriz.
Öyleyse gelin hep birlikte teşrik tekbirlerinin ne manaya geldiğini görelim.
Teşrik kelimesi ş-r-k (قش-ر-) kökünden gelir. Fakat latin hurufatıyla yazdığımızda ortaya çıkan sondaki “k” harfi Kur'an harflerinden “ك” (kef) değil “ق” (kaf) harfidir. Yani kelimemiz “تشريك” değil, “تشريق”dir. ش-ر-ق kökünden gelmektedir. Şark, şarkı, işrak, meşrık diye bildiğimiz kelimelerin tümü bu kökten gelir ve manası güneşin doğmasıyla alakalıdır. Okyanus müellifi Mütercim Asım “تشريق” maddesiyle ilgili olarak şöyle der: “Yevm-i nahrdan sonra olan üç güne تشريق ايام[eyyâmu teşrîk] ıtlâk eyledikleri, a'râb tâifesi kurbânlarının etlerini o günlerde kuruttuklarına mebnîdir yâhûd kurbânlar güneş işrâk eylemedikçe zebh olunmadığından nâşîdir.” Yani kurban kesme gününden sonraki üç güne teşrîk günleri denir. Bunun sebebi de Arapların kurban etlerini bu günlerde kurutması yahut kurbanın güneş doğmadıkça kesilmemesidir. Dolayısıyla bu günlerde getirilen tekbirlere “teşrik tekbirleri” denmiştir.
Teşrik kelimesi ş-r-k (قش-ر-) kökünden gelir. Fakat latin hurufatıyla yazdığımızda ortaya çıkan sondaki “k” harfi Kur'an harflerinden “ك” (kef) değil “ق” (kaf) harfidir. Yani kelimemiz “تشريك” değil, “تشريق”dir. ش-ر-ق kökünden gelmektedir. Şark, şarkı, işrak, meşrık diye bildiğimiz kelimelerin tümü bu kökten gelir ve manası güneşin doğmasıyla alakalıdır. Okyanus müellifi Mütercim Asım “تشريق” maddesiyle ilgili olarak şöyle der: “Yevm-i nahrdan sonra olan üç güne تشريق ايام[eyyâmu teşrîk] ıtlâk eyledikleri, a'râb tâifesi kurbânlarının etlerini o günlerde kuruttuklarına mebnîdir yâhûd kurbânlar güneş işrâk eylemedikçe zebh olunmadığından nâşîdir.” Yani kurban kesme gününden sonraki üç güne teşrîk günleri denir. Bunun sebebi de Arapların kurban etlerini bu günlerde kurutması yahut kurbanın güneş doğmadıkça kesilmemesidir. Dolayısıyla bu günlerde getirilen tekbirlere “teşrik tekbirleri” denmiştir.
Meseleyi latin hurufatıyla anlatmaya
çalışmayıp Kur'an harflerini devreye soktuğumuzda mesele de çok kolay bir
şekilde mesele olmaktan çıkar. Millet olarak maruz kaldığımız ve içinden
çıkmakta zorlandığımız meselelerin kökünde de latin harfiyle telaffuz ettiğimiz
bir “k” sorunu gibi başka sorunlar olduğunu bilmemiz lazım. Yukarıda unutmamak
için mütemadiyen zikrettiğim “teşrik” kelimesindeki “k” harfinin “ق” (kaf) mı yoksa “ك”
(kef)
mi olduğunu etimologiye gerek duymadan
çözdüğümüz gün, zor sandığımız birçok meselenin de çözüme kavuştuğu gün
olacaktır. Bu yüzden teşrik tekbirlerini unutmayalım! Bayram bitmiş olsa bile
biz yine de unutmayalım.
Muhammed
Said ÖZTÜRK

Yorum Gönder