Çekilip koparılmış
bilinmez hangi yelden
yüklendiği
gevrekliğin paslı derisi içinde
arar iken cismine
temiz pâk bir şilte
soluksuz balkonun
demir kafesinde kör ışıltı
solgun bir tutam
çimenden ibâret
gel gör ki şu
kadarcıklığıyla yok be kardeşim
kanat çırpmaya hiç
kalmamış tâkatı.
Yerli mi yersiz mi
kıvılcımlı hâlleri
yerinde mi değil
mi sıhhati
aç mı tok mu kimin
neyine gerek bilmek
sulu mu susuz mu
dili damağı
kolsuz kanatsız mı
şimdiye değin
kalakalmış belli
belirsiz gölgesiyle
konduğu
budaklanmış mahalde
kızgın bir sac
üstünde gibi
gövdesindeki her
kımıltı
ve her kapıdan
kovulmuş yalımlar
bütün
bitişiklerinde
bütün eşiklerinde
sancıdan kısık nefesi
kuşandığı yolunun
yorgunluğundan
geldi geleli neyse
ki bir zırh
dar zamanda
yetişen
olsa da incecik
damarlarında
darmadağın gecesi.
Kim varsa yere
batasıca kalleşliği içinde
maraz-ı sârî gibi
sırnaşık tasasızlığın
soranı mı olacak
onların arasından
fecî anaforlar
gibi gösterirken kendini
şehrin ikindi
sessizlikleri artık
birbiriyle kişisizleştikçe
harap olan mâhiyetlerden
herkesin ortasında
eprimiş
ve buruk bir
kıyâfet gibi hışırdayan sesi
orada endamsız
süzülüşüyle acıdan yatık
göz göre göre odur
çürüten katrelerin
hiç vakit ayrılmaz
fecâati.
Kırgın bir tutam
tüyden ibâret
bir lokma etlerine
ansızın dikenli her yer
herkesin arasında
her yer demir kafesi
boğuk
solunuşlarında baca dumanlarının
hiçbir rüzgârın
dağıtmadığı
kanıksanmış bir
ölüm uğultusu
gibi serpilmiş
caddelere
gediksiz tükeniş
kalabalığı
her ân muamma
her ân klima pervânesi.
Kimsesizlik târifiyle kimseden yok şikâyeti.
Ali ÖZDEMİR

Yorum Gönder