Üç Dakika Vasatî

Çekilip koparılmış bilinmez hangi yelden

yüklendiği gevrekliğin paslı derisi içinde

arar iken cismine temiz pâk bir şilte

soluksuz balkonun demir kafesinde kör ışıltı

solgun bir tutam çimenden ibâret

gel gör ki şu kadarcıklığıyla yok be kardeşim

kanat çırpmaya hiç kalmamış tâkatı.

 

Yerli mi yersiz mi kıvılcımlı hâlleri

yerinde mi değil mi sıhhati

aç mı tok mu kimin neyine gerek bilmek

sulu mu susuz mu dili damağı

kolsuz kanatsız mı şimdiye değin

kalakalmış belli belirsiz gölgesiyle

konduğu budaklanmış mahalde

kızgın bir sac üstünde gibi

gövdesindeki her kımıltı

ve her kapıdan kovulmuş yalımlar

bütün bitişiklerinde

bütün eşiklerinde sancıdan kısık nefesi

kuşandığı yolunun yorgunluğundan

geldi geleli neyse ki bir zırh

dar zamanda yetişen

olsa da incecik damarlarında

darmadağın gecesi.

 

Kim varsa yere batasıca kalleşliği içinde

maraz-ı sârî gibi sırnaşık tasasızlığın

soranı mı olacak onların arasından

fecî anaforlar gibi gösterirken kendini

şehrin ikindi sessizlikleri artık

birbiriyle kişisizleştikçe harap olan mâhiyetlerden

herkesin ortasında eprimiş

ve buruk bir kıyâfet gibi hışırdayan sesi

orada endamsız süzülüşüyle acıdan yatık

göz göre göre odur çürüten katrelerin

hiç vakit ayrılmaz fecâati.

 

Kırgın bir tutam tüyden ibâret

bir lokma etlerine ansızın dikenli her yer

herkesin arasında her yer demir kafesi

boğuk solunuşlarında baca dumanlarının

hiçbir rüzgârın dağıtmadığı

kanıksanmış bir ölüm uğultusu

gibi serpilmiş caddelere

gediksiz tükeniş kalabalığı

her ân muamma

her ân klima pervânesi.

 

Kimsesizlik târifiyle kimseden yok şikâyeti.



Ali ÖZDEMİR

(Diğer Yazıları)


0 Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum yaz (0)

Daha yeni Daha eski