Bu ev uzun ve boştu ve birçok büyük penceresi vardı. Evin içinde hiç kimse
yaşamıyordu çünkü bu ev yüksek bir tepenin üzerinde, her yerden uzaktaydı. Bu
evin sabah dışında oynayabileceği, günbatımı dışında konuşabileceği ve
gece yarısı dışında güvenebileceği kimsesi yoktu. Öğleden sonra vardı, tabii;
ancak o da ayı uyutmakla çok meşgul olduğundan evin yakınlarına nadiren
gelirdi. Ve bir de gece vardı, ancak o da en çok gerçekte ne olduğunu
bilmediğimiz için senin ve benim “yıldız” diye adlandırdığımız parlak ve narin
çiçeklerin arasında yürümeye ve gezmeye düşkündü. Yani, birçok güzel penceresi
olan bu uzun ve boş ev, üç arkadaşı -sabah,
gün batımı ve gece yarısı- dışında yüksek bir tepenin üzerinde yapayalnız yaşıyordu.
Sonra günlerden bir gün boş ev
sabahla beraber gölgelerle oynayıp kendi kendisini eğlendirmeye ve yüksek
tepenin üzerinde gerçekte ne kadar yalnız olduğunu unutmaya çalışırken
gökyüzünde sanki iki, üç ya da muhtemelen dört beyaz bulut birlikte
fısıldaşıyorlarmış gibi bir ses duydu; ses daha yakın, daha yakın ve daha
yakına geliyordu ki ev bu sesin uçan, uçan ve uçan birinin kanatlarının sesi
olduğunu anladı. Bir süre sonra ev yeni bir ses duydu, bu ses sanki beş veya
altı (ya da belki de yedi) derenin bir sır hakkında gülüşmelerinin sesiydi ve
ses daha yüksek ve net bir hale geliyordu ki sonunda ev bu sesin bir şeyin cıvıltısı,
cıvıltısı ve cıvıltısı olduğunu anladı.
Ev mutluluktan titredi ve can
kulağıyla dinlemeye başladı; penceresinin dışından her yere bakıyor, bu uçan ve
cıvıldayan şeyin ne olabileceğini görmeye çalışıyordu. Ansızın, en yüksek
pencerelerinin birinin köşesinden, küçük bir şeyin gökyüzünde süzüldüğünü,
süzüldüğünü ve süzüldüğünü, bir çift minik kanadı çırptığını ve sanki binlerce
insan onun ötüşünü dinlemek için oradaymış gibi öttüğünü gözledi. Bu küçük şey
yeşil dünyanın üzerindeki gökyüzünde yapayalnızdı, ama ötüşü nazikçe aşağı
doğru bulutları kaplıyor ve yeşil dünyanın her yerini, onu daha yeşil yaparak dolaşıyordu;
ve dünyayı dolaştığından, bu cıvıltı sanki hep birini veya bir şeyi arıyormuş
gibi görünüyordu. Sonunda cıvıltı (çok nazikçe) evin olduğu tepenin üzerine
geldi; ve cıvıltı nazikçe kesildi, birini veya bir şeyi bulmuş gibi
görünüyordu. Bir süre sonra, cıvıltı tekrar başladı ve tepenin üzerine yavaş ve
nazikçe tırmandı; bu küçük kimse gökyüzünde
nazik ve yavaşça aşağı, aşağı ve aşağı doğru süzülürken; ve bu uzun boş
evin kalbi tıpkı cıvıltı gibi oldukça sakinken ve bu uçan şey daha yakına, daha
yakına, daha yakına ve daha yakına gelmişken -ev (içten içe) biliyordu ki bu
cıvıltının aradığı şey kendisinden başkası değildi- ve cıvıldayıp süzülen şey,
ne güneş ışığını ne bütün havayı ne bütün dünyayı ne de bütün gökyüzünü görmek
için geliyordu. Yalnızca onu görmek için geliyordu.
Ve bu doğruydu.
Uçan küçük şey bir anda evin hemen
yanına inip: “Gelip içinde yaşayabilir miyim?” diye sorduğunda evin ne kadar
mutlu olduğunu kimse tahmin edemezdi. Ev çok mütevazı ve çok mutlu cevap verdi:
“Artık bunca ve bunca zamandır neden bu kadar yalnız olduğumu biliyorum, hepsi
bugün içinmiş. Lütfen içimde yaşa ve ikimiz de ölünceye kadar içimde yaşamayı
bırakmayalım.”
Sonra kuş teşekkür etti ve ona söz
verdi; ve ev sadece mutlu hissederek bütün
odalarını güzelleştirdi, kuş çok yorulup en tuhaf, en sessiz, en küçük çatı
katı odasına uyumaya gidinceye kadar bütün bu güzel odaları dolaştı ve dolaştı.
Kuş ertesi sabah uyandığında, evi
gün ışığıyla dolup taşmış vaziyette bulmuştu ve biliyordu ki daha önce hiç
olmadığı kadar mutluydu. Bu yüzden ev için cıvıldadı; ve eve gelince, ev onu o
kadar çok sevdi ki bütün pencerelerini yıkadı ve bütün saatlerini kurdu ve
bütün merdivenlerini temizledi ve sonunda kendini baştan aşağı, yeni, parlak ve
taze boyayla boyadı. Bu sırada vakit öğleye doğru olmuştu, aç ve yorgun
hissediyordu.
“Öğle yemeğinde ne yiyelim?” diye
kuşa sordu.
Kuş düşündü ve düşündü. Sonunda dedi
ki: “Sen çok güzel bir ev olduğundan ve seni çok sevdiğimden, dışarı uçup biraz
sivrisinek yakalamak istiyorum böylece biraz sivrisinek turtası yiyebiliriz!”
“Bu iyi bir fikir.” dedi ev,
“kendimi baştan aşağı yeniden boyadığımdan, aslında gerçekten çok açım.”
“Hemen döneceğim.” dedi kuş; ve
cıvıldayarak cıvıldayarak, cıvıldayarak ve cıvıldayarak, tatlı ve ılık havaya
doğru yukarı, yukarı, yukarı ve yukarı doğru uçtu. Ev onun ardından bakarken,
kendi kendine mutluluktan gülümsüyor ve düşünüyordu; “Ya Rabbi, geçen bunca
zamandan sonra ne kadar şanslı bir evim böyle!” Ancak tam gittiğini düşündüğü
sırada (çünkü cıvıltısını artık duyamıyordu) kuş aceleyle gökyüzünden sessizce
aşağı, aşağı ve aşağı süzüldü ve en üst pencereye nazikçe kondu ve fısıldadı: “Şişt! Bazı insanlar
geliyor!”
“İnsanlar mı?” diye sordu ev; ve
dışarı baktı. “Ben göremiyorum.”
“Tepeden geliyorlar.” Kuş fısıldadı:
“Görmüyor musun?” Ve konuştuğu sırada, hava karardı.
Ev tekrar baktı ve gerçekten tepeye
tırmanan üç insan gördü. “Vay canına!” Ev fısıldadı: “Ne yapacağız?”
“Kıpırdamayalım,” diye fısıldadı
kuş; ve ev fısıldadı: “Pekala” ve karanlıkta, ikisi birbirlerine sıkıca sarıldı
birbirlerine gülümsedi ve tek kelime etmediler.
Sonra eve çıkan yolun tepesine o üç
insan geldi ve kafalarını kaldırıp: “Hey! Bakın burda ne var! Bu kesinlikle bir
ev!” (ve ev tek kelime etmedi ve kuş hareketsiz kaldı). Sonra tepeden evin
kapısına üç insan geldi ve hepsi bağırdı “Hey! Bu da ne? İçinde kimsenin
yaşamadığı pencerelerle dolu büyük ve boş bir ev! (ve kuş zar zor nefes aldı ve
ev hiçbir şey söylemedi). Sonra merdivenlerden kapıya doğru evin içine bu üç
insan geldi ve hepsi bağırdı: “Hey! Bu evin sahibi biziz, biz! Ve hiç kimse bize
aksini söylemesin!” Ancak tam o sırada, ne olduysa evdeki bütün saatler daha
önce hiç duymadığınız şekilde yüksek bir şiddet ve vuruşmayla dönmeye başladı
ve bütün insanlar dehşetle havaya sıçradı ve kapıdan dışarı çıkıp tepeden aşağı
olabildiklerince hızlı koştular ve koştular; o sırada ev gülüyor ve gülüyor, ve
kuş çırpınıyor ve cıvıldıyor, ve bol miktarda güneş ışığı yeşil dünyanın her
yerine hızla yayılıyordu.
Ondan sonra kuş uçtu ve lezzetli bir
turta yapmaya yetecek kadar sivrisinek topladı; hepsini geri getirdi, eve
verdi, ev onları bol miktarda şekerle pişirdi ve onlardan bir turta yaptı; ve
sonra kuş ile ev mükemmel lezzetli sivrisinek turtasından üçer büyük dilim
yediler. (ve size şunu söyleyebilirim ki sonrasında kendilerini kesinlikle çok
iyi hissettiler).
e.e. cummings
(Tercüme: Zehra Tüfekçi)

Yorum Gönder