Sivrisinek Turtası Yiyen Ev - e.e. cummings

Bir zamanlar bir kuşa aşık olan bir ev vardı.

Bu ev uzun ve boştu ve birçok büyük penceresi vardı. Evin içinde hiç kimse yaşamıyordu çünkü bu ev yüksek bir tepenin üzerinde, her yerden uzaktaydı. Bu evin sabah dışında oynayabileceği, günbatımı dışında konuşabileceği ve gece yarısı dışında güvenebileceği kimsesi yoktu. Öğleden sonra vardı, tabii; ancak o da ayı uyutmakla çok meşgul olduğundan evin yakınlarına nadiren gelirdi. Ve bir de gece vardı, ancak o da en çok gerçekte ne olduğunu bilmediğimiz için senin ve benim “yıldız” diye adlandırdığımız parlak ve narin çiçeklerin arasında yürümeye ve gezmeye düşkündü. Yani, birçok güzel penceresi olan bu uzun ve boş ev,  üç arkadaşı -sabah, gün batımı ve gece yarısı- dışında yüksek bir tepenin üzerinde yapayalnız yaşıyordu.

Sonra günlerden bir gün boş ev sabahla beraber gölgelerle oynayıp kendi kendisini eğlendirmeye ve yüksek tepenin üzerinde gerçekte ne kadar yalnız olduğunu unutmaya çalışırken gökyüzünde sanki iki, üç ya da muhtemelen dört beyaz bulut birlikte fısıldaşıyorlarmış gibi bir ses duydu; ses daha yakın, daha yakın ve daha yakına geliyordu ki ev bu sesin uçan, uçan ve uçan birinin kanatlarının sesi olduğunu anladı. Bir süre sonra ev yeni bir ses duydu, bu ses sanki beş veya altı (ya da belki de yedi) derenin bir sır hakkında gülüşmelerinin sesiydi ve ses daha yüksek ve net bir hale geliyordu ki sonunda ev bu sesin bir şeyin cıvıltısı, cıvıltısı ve cıvıltısı olduğunu anladı.

Ev mutluluktan titredi ve can kulağıyla dinlemeye başladı; penceresinin dışından her yere bakıyor, bu uçan ve cıvıldayan şeyin ne olabileceğini görmeye çalışıyordu. Ansızın, en yüksek pencerelerinin birinin köşesinden, küçük bir şeyin gökyüzünde süzüldüğünü, süzüldüğünü ve süzüldüğünü, bir çift minik kanadı çırptığını ve sanki binlerce insan onun ötüşünü dinlemek için oradaymış gibi öttüğünü gözledi. Bu küçük şey yeşil dünyanın üzerindeki gökyüzünde yapayalnızdı, ama ötüşü nazikçe aşağı doğru bulutları kaplıyor ve yeşil dünyanın her yerini, onu daha yeşil yaparak dolaşıyordu; ve dünyayı dolaştığından, bu cıvıltı sanki hep birini veya bir şeyi arıyormuş gibi görünüyordu. Sonunda cıvıltı (çok nazikçe) evin olduğu tepenin üzerine geldi; ve cıvıltı nazikçe kesildi, birini veya bir şeyi bulmuş gibi görünüyordu. Bir süre sonra, cıvıltı tekrar başladı ve tepenin üzerine yavaş ve nazikçe tırmandı; bu küçük kimse gökyüzünde  nazik ve yavaşça aşağı, aşağı ve aşağı doğru süzülürken; ve bu uzun boş evin kalbi tıpkı cıvıltı gibi oldukça sakinken ve bu uçan şey daha yakına, daha yakına, daha yakına ve daha yakına gelmişken -ev (içten içe) biliyordu ki bu cıvıltının aradığı şey kendisinden başkası değildi- ve cıvıldayıp süzülen şey, ne güneş ışığını ne bütün havayı ne bütün dünyayı ne de bütün gökyüzünü görmek için geliyordu. Yalnızca onu görmek için geliyordu.

Ve bu doğruydu.

Uçan küçük şey bir anda evin hemen yanına inip: “Gelip içinde yaşayabilir miyim?” diye sorduğunda evin ne kadar mutlu olduğunu kimse tahmin edemezdi. Ev çok mütevazı ve çok mutlu cevap verdi: “Artık bunca ve bunca zamandır neden bu kadar yalnız olduğumu biliyorum, hepsi bugün içinmiş. Lütfen içimde yaşa ve ikimiz de ölünceye kadar içimde yaşamayı bırakmayalım.”

Sonra kuş teşekkür etti ve ona söz verdi; ve ev sadece mutlu hissederek  bütün odalarını güzelleştirdi, kuş çok yorulup en tuhaf, en sessiz, en küçük çatı katı odasına uyumaya gidinceye kadar bütün bu güzel odaları dolaştı ve dolaştı.

Kuş ertesi sabah uyandığında, evi gün ışığıyla dolup taşmış vaziyette bulmuştu ve biliyordu ki daha önce hiç olmadığı kadar mutluydu. Bu yüzden ev için cıvıldadı; ve eve gelince, ev onu o kadar çok sevdi ki bütün pencerelerini yıkadı ve bütün saatlerini kurdu ve bütün merdivenlerini temizledi ve sonunda kendini baştan aşağı, yeni, parlak ve taze boyayla boyadı. Bu sırada vakit öğleye doğru olmuştu, aç ve yorgun hissediyordu.

“Öğle yemeğinde ne yiyelim?” diye kuşa sordu.

Kuş düşündü ve düşündü. Sonunda dedi ki: “Sen çok güzel bir ev olduğundan ve seni çok sevdiğimden, dışarı uçup biraz sivrisinek yakalamak istiyorum böylece biraz sivrisinek turtası yiyebiliriz!”

“Bu iyi bir fikir.” dedi ev, “kendimi baştan aşağı yeniden boyadığımdan, aslında gerçekten çok açım.”

“Hemen döneceğim.” dedi kuş; ve cıvıldayarak cıvıldayarak, cıvıldayarak ve cıvıldayarak, tatlı ve ılık havaya doğru yukarı, yukarı, yukarı ve yukarı doğru uçtu. Ev onun ardından bakarken, kendi kendine mutluluktan gülümsüyor ve düşünüyordu; “Ya Rabbi, geçen bunca zamandan sonra ne kadar şanslı bir evim böyle!” Ancak tam gittiğini düşündüğü sırada (çünkü cıvıltısını artık duyamıyordu) kuş aceleyle gökyüzünden  sessizce  aşağı, aşağı ve aşağı süzüldü ve en üst pencereye nazikçe  kondu ve fısıldadı: “Şişt! Bazı insanlar geliyor!”

“İnsanlar mı?” diye sordu ev; ve dışarı baktı. “Ben göremiyorum.”

“Tepeden geliyorlar.” Kuş fısıldadı: “Görmüyor musun?” Ve konuştuğu sırada, hava karardı.

Ev tekrar baktı ve gerçekten tepeye tırmanan üç insan gördü. “Vay canına!” Ev fısıldadı: “Ne yapacağız?”

“Kıpırdamayalım,” diye fısıldadı kuş; ve ev fısıldadı: “Pekala” ve karanlıkta, ikisi birbirlerine sıkıca sarıldı birbirlerine gülümsedi ve tek kelime etmediler.

Sonra eve çıkan yolun tepesine o üç insan geldi ve kafalarını kaldırıp: “Hey! Bakın burda ne var! Bu kesinlikle bir ev!” (ve ev tek kelime etmedi ve kuş hareketsiz kaldı). Sonra tepeden evin kapısına üç insan geldi ve hepsi bağırdı “Hey! Bu da ne? İçinde kimsenin yaşamadığı pencerelerle dolu büyük ve boş bir ev! (ve kuş zar zor nefes aldı ve ev hiçbir şey söylemedi). Sonra merdivenlerden kapıya doğru evin içine bu üç insan geldi ve hepsi bağırdı: “Hey! Bu evin sahibi biziz, biz! Ve hiç kimse bize aksini söylemesin!” Ancak tam o sırada, ne olduysa evdeki bütün saatler daha önce hiç duymadığınız şekilde yüksek bir şiddet ve vuruşmayla dönmeye başladı ve bütün insanlar dehşetle havaya sıçradı ve kapıdan dışarı çıkıp tepeden aşağı olabildiklerince hızlı koştular ve koştular; o sırada ev gülüyor ve gülüyor, ve kuş çırpınıyor ve cıvıldıyor, ve bol miktarda güneş ışığı yeşil dünyanın her yerine hızla yayılıyordu.

Ondan sonra kuş uçtu ve lezzetli bir turta yapmaya yetecek kadar sivrisinek topladı; hepsini geri getirdi, eve verdi, ev onları bol miktarda şekerle pişirdi ve onlardan bir turta yaptı; ve sonra kuş ile ev mükemmel lezzetli sivrisinek turtasından üçer büyük dilim yediler. (ve size şunu söyleyebilirim ki sonrasında kendilerini kesinlikle çok iyi hissettiler).

Sadece bu değil, artık onları hiçbir insan rahatsız etmiyordu ve bu yüzden birlikte sonsuza dek mutlu yaşadılar.

                                                                                                            e.e. cummings

                                                                                                           (Tercüme: Zehra Tüfekçi)


0 Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum yaz (0)

Daha yeni Daha eski