Bir zamanlar en uzak yıldızda yaşayan bir peri vardı. Sarı saçlı, mavi gözlü ve çok iyi huyluydu. Gökyüzünde, her yerde ve bütün yıldızlarda herkes ona saygı duyar, ne zaman başları dara düşse dertlerini ona götürürlerdi. Milyonlarca yıldır, hiç yaşlanmadan huzurlu ve mutlu bir hayat yaşıyordu.(çünkü o bir peri ve periler hiçbir zaman yaşlanmazlar.) Bu peri çok nazikti, harika bir gülüşü ve altın kanatları vardı.
Yıldızlarda, her yerde ve gökyüzünde
olan bütün insanların da kanatları vardı (kendileri peri olmasalar da) çünkü
gökyüzünde, her yerde, yıldızlardan diğer yıldızlara seyahat edebilmek için
uçmak gerekirdi. Aslında insanlar zamanlarının ekseriyetinde uçuyorlardı. Kanatlarını
açıp kahvaltıya uçabilir sonra kapatıp kahvaltılarını yapabilirlerdi. Öğle
yemeği vakti geldiğinde ise gökyüzünden veyahut o sırada her nerede iseler
oradan uçup evlerine girer, kanatlarını katlayıp yıldız yapraklarından ve
gökyüzü çiçeklerinden yapılmış lezzetli öğle yemeklerini yiyebilirlerdi. Sonra
üst kata uçup biraz kestirir; uyandıktan sonra tekrar gökyüzünün yükseklerinde
oyun oynayabilirler, akşam yemeğinden sonra da yataklarına uçabilir, gece
boyunca rüyalarında gökkuşağını görmek için hızlıca uykuya dalabilirlerdi.
Bu insanlar sürekli periye götürülebilecek
dertlere sahip olmazlardı; ama ne zaman bir dert yaşasalar onları kollarının
altına alır ve perinin yaşadığı en uzak yıldıza götürürlerdi; ve peri
(dertlerinin ne kadar büyük ya da küçük oldukları veyahut sadece sıradan
olmaları ya da pembe ve yeşil kurdele ile bağlanmış süslü kutularda olmaları
farketmeksizin) onları çözebilir, ona bütün bu dertleri getiren insanlara kimi
nasihatlerde bulunur, üstelik onlardan 10 kuruş dahi olsa para istemezdi. Anlayacağınız,
insanlara karşı nazik olmayı severdi. Bu peri milyonlarca ve milyonlarca yıl
boyunca sessiz ve sakin yaşarken en uzak yıldızda, her bir yanından
mırıldanmaların geldiği bir sabaha uyandı. Bu mırıldanmalar diğer bütün yıldızlardan
da geliyor gibi görünüyordu. “Kim bilir gökyüzünde neler oluyor?” diye sordu
kendi kendine. Kahvaltı boyunca bu mırıldanış daha yüksek daha yüksek daha
yüksek daha yüksek daha yüksek daha yüksek ve daha yüksek bir hale geliyordu ki
sonunda bir elinde bir tabak ışık diğer elinde ise bir tabak sessizlikle (her
zaman kahvaltısını sessizlik ve ışıkla yapardı) yerinden fırladı ve bağırdı
“Aman Allahım! Orada, öteki yıldızlarda neler oluyor!” o kadar gergindi ki
sessizliği döktü ve ışık boğazında kaldı, sonra hızlıca verandaya çıktı. Orada
tuhaf bir manzarayla karşılaştı: Bütün gökyüzü ve yıldızların etrafı karanlığa
bürünüyordu, bu karanlık baktıkça daha karanlık daha karanlık daha karanlık
daha karanlık daha karanlık ve daha karanlık bir hale geliyordu ki sonunda peri
göremediği için bir kibrit yaktı. Sonra bu karanlık insanlara dönüşüverdi.
Anladı ki gökyüzü ve her yerin karanlık olmasının sebebi oranın milyonlarca
milyonlarca milyonlarca milyonlarca milyonlarca ve milyonlarca insanla dolu
olmasıydı. ”Allah aşkına!” diye haykırdı peri. “Ne olmuş olabilir? Bütün bu
insanlar dertlerini getirmek için mi beni görmeye geldiler, ne yapacağım ben?”
Gerçekten oldukça korkmuştu ancak
bunu kabullenemezdi; bu yüzden bir mum
yakıp şapkasının üstüne koydu ve bilge göründü. Bir süre sonra içinde yaşadığı
yıldızın üzerine milyonlarca milyonlarca milyonlarca ve milyonlarca insan
dolmaya başladı. Milyonlarca ve milyonlarca insan, perinin evine doğru
atlamaya, zıplamaya, sendelemeye, hoplamaya, koşmaya, yuvarlanmaya ve homurdanmaya
başladı. O kadar hızlı geldiler ki nerdeyse perinin mumunu söndüreceklerdi.
Birkaç saniye içinde peri kendini milyonlarca ve milyonlarca kızgın komşuyla
sarılmış bir halde buldu. Hepsi dertlerini yanlarında taşıyorlardı. İşin komik
tarafı, bu dertlerin hepsi de birbirine benziyordu ve bu yüzden peri biliyordu
ki hepsinin derdi aynı olmalıydı. Peri onlara bir “merhaba” “nasılsın” , “iyi
misin” ya da “sorun ne” bile diyemeden milyonlarca dertli koro halinde
haykırdı: “Bize hemen yardım etmeni istiyoruz, eğer etmezsen çıldıracağız!”
Peri, şapkasını hızlıca çıkardı ve
mum sönmeden tuttu -ki mum insanlar fazla bağırdığından sönmek üzereydi-
milyonlarca ve milyonlarca ve milyonlarca ve milyonlarca milyonlarca ve
milyonlarca ve milyonlarca kızgın insana karşı: “Ama bu kadar önemli olan sorun
ne ?” diye bağırdı.
Hep bir ağızdan cevapladılar: ”Sorun ‘neden’
diyen adam.”
“Nerede?” diye haykırdı peri çok şaşırmış bir vaziyette.
Dertlerini şiddetle sallayarak “ayda!” diye bağırdı hepsi.
“Peki, onunla ilgili ne yapmamı
istiyorsunuz benden?” diye sordu peri bilgece; çok şaşırmış olmasına rağmen o
sarımtırak kafasında en ufak bir düşünce bile yoktu.
“Onun ‘neden’ diye sormasını
durdurmak zorundasın!” diye bağırdı insanlar hep bir ağızdan.
“Elbette, elbette.” Peri söz verdi. “Hadi hepiniz evinize gidin her şeyi bir düşüneyim, yarın sabaha kadar işler yoluna girmiş olacak.”
“Peki dertlerimizi nereye koyalım?” diye sordu insanlar.
“Onları lütfen bahçedeki üçüncü elma
ağacının altına koyun.” dedi peri. Ve herkes perinin küçük bahçesine koşup
dertlerini binlerce metre uzunlukta ve balonlar kadar büyük yeşil ve kırmızı
elmaları olan üçüncü elma ağacının altına koydu. Son kişi de derdini bırakıp
gittikten sonra, orada, elmaların yanında ağacın etrafında bir dert piramidi
oluşmuştu. Sonra herkes periye kibarca (çünkü artık iyice sakinleşmişlerdi)
teşekkür etti. Daha sonra kıyafetlerinin tozlarını silkeleyip önlerini düzlediler
ve uçup gittiler. Herkes gittikten ve en uzak yıldız tekrar tamamen sessizliğe
büründükten sonra peri de evine gitti ve annesinin verdiği ve onunla ne
yapacağını söylediği büyük kitabı açıp “dert”, “adam” “o”, “ay” ve “neden”
kelimelerinin altına baktı ama en ufak bir tavsiye dahi bulamadı. “Tüh be!”
diye haykırdı peri “Sanırım bunu kendi başıma çözmem gerekiyor!”
Bir müddet kafasını kaşıdıktan sonra
içini çekti, altın kanatlarını açıp dışarı çıktı ve aya doğru uçmaya başladı. Bütün
gece boyunca, milyonlarca, milyonlarca ve milyonlarca kilometre uçtu; Ve
sonunda (sabaha karşı) uzaktan ayı gördü, bir kuruştan daha büyük görünmüyordu;
Ancak üzerine doğru uçup sonunda onu net bir şekilde görünceye kadar daha
büyük, daha büyük ve daha büyük bir hale geliyordu, ve sert bir uçuşun sonunda
ayın kenarına kadar gelmişti. Sonra orada, ayın kenarının hemen yanında yüksek
bir kaya gördü. Kayanın üzerinde uzun bir mabet, mabetin üzerinde de ince bir
kulesi vardı. Ardından onun da üzerinde -hemen üzerinde- yeşil gözlü, uzun
beyaz sakallı oyuncak bebeklerin elleri gibi narin elleri olan çok, çok, çok,
çok, çok, çok, çok yaşlı bir adam oturuyordu. Bu küçük yaşlı adam hiç
kıpırdamadan tek başına hiçbir şeye bakmıyordu, bakmıyordu ve bakmıyordu.
Peri
uçmayı bıraktı ve ayın üzerine indi. Kanatlarını katladı ve bu yüksek kayaya
doğru yürüyüp küçük adama seslendi. Ancak küçük adam hiç karşılık vermedi. “Bu
küçük adam sağır olmalı.” diye konuştu kendi kendine, sonra kanatlarını tekrar
açtı, kayanın üzerine doğru uçtu ve bağırdı: “Merhaba!” Ama çanın üzerinde
oturan yaşlı, yaşlı ve oldukça yaşlı adam kıpırdamadı. “Bu küçük yaşlı adam
kesinlikle tuhaf birisi.” dedi peri. Bu yüzden kanatlarını ikinci kez açıp mabetin
tepesine uçtu ve çatının üzerinde durarak küçük yaşlı adama avazı çıktığı kadar
bağırdı: “Aşağı in!” Ancak cevap yoktu, yeşil gözlü ve oyuncak bebek elli küçük
yaşlı adam kıpırdamadı. “Şimdi bayılacağım!” dedi peri bıkkınlıkla. Kanatlarını
açtı, hızlıca çan kulesinin üzerine uçtu ve küçük yaşlı adamın hemen yanına
kondu. Bütün merakıyla sordu:”Burada ne yapıyor olabilirsin ki?”
Küçük çok çok çok çok çok çok çok yaşlı adam gülümsedi, periye baktı ve dedi ki: “Neden?”
“Çünkü en uzak yıldızdan buraya tüm yolu seni görmek için geldim” dedi peri.
“Neden?” dedi küçük çok çok çok çok çok çok yaşlı adam.
“Bekle, şimdi sana nedenini söyleyeceğim” dedi peri. “Çünkü seninle ilgili çok fazla şikayet duydum”
“Neden?” dedi küçük çok çok çok çok
çok yaşlı adam.
“Kulaklarım var da ondan
zannediyorum” dedi peri öfkeyle. “Gökyüzünde, her yerde ve bütün yıldızların
üzerinde herkes senden şikayetçi, korkunç bir yaygara koparıyorlar.”
“Neden?” diye sordu çok çok çok çok
küçük yaşlı adam.
“Çünkü sürekli neden diye sorup duruyorsun,” dedi peri. “Ve bu durum herkesi çıldırtıyor. Tekrar tekrar ve tekrar üst üste neden neden neden ve neden diye sorduğundan, insanlar uyuyamıyor, yemek yiyemiyor, düşünemiyor ve uçamıyorlar. Ve ben de en uzak yıldızdan buraya bu “neden?” işine bir son vermen gerektiğini söylemek için geldim.”
“Neden?” dedi küçük çok çok çok
yaşlı adam.
Tam bu noktada peri öfkeden
kızarmıştı. “Eğer neden diye sormayı durdurmazsan,” dedi peri “Pişman
olacaksın.”
“Neden?” dedi çok çok küçük yaşlı
adam.
“Buraya bak,” dedi peri. “Bu seni
son affedişim. Beni dinle: Eğer bir kez daha neden diye sorarsan, aydan dünyaya
kadar düşmüş olursun.”
Küçük yaşlı adam gülümsedi ve periye
bakarak sordu: “Neden?” ve sonra o derin serin yeni güzel yollara milyonlar,
milyonlar ve milyonlarca kez düştü. (Ve her düşüşte biraz daha gençleşti; önce
çok yaşlı olmayan bir adamdı, sonra orta yaşlı bir adam, sonra genç bir adam ve
en sonunda da bir çocuktu) Tâ ki toprağa hafifçe dokunduğunda, yeni doğmak
üzereydi.

.jpeg)
Yorum Gönder