“Neden” Diyen Yaşlı Adam - e. e. cummings

 



Bir zamanlar en uzak yıldızda yaşayan bir peri vardı. Sarı saçlı, mavi gözlü ve çok iyi huyluydu. Gökyüzünde, her yerde ve bütün yıldızlarda herkes ona saygı duyar, ne zaman başları dara düşse dertlerini ona götürürlerdi. Milyonlarca yıldır, hiç yaşlanmadan huzurlu ve mutlu bir hayat yaşıyordu.(çünkü o bir peri ve periler hiçbir zaman yaşlanmazlar.) Bu peri çok nazikti, harika bir gülüşü ve  altın kanatları vardı.

Yıldızlarda, her yerde ve gökyüzünde olan bütün insanların da kanatları vardı (kendileri peri olmasalar da) çünkü gökyüzünde, her yerde, yıldızlardan diğer yıldızlara seyahat edebilmek için uçmak gerekirdi. Aslında insanlar zamanlarının ekseriyetinde uçuyorlardı. Kanatlarını açıp kahvaltıya uçabilir sonra kapatıp kahvaltılarını yapabilirlerdi. Öğle yemeği vakti geldiğinde ise gökyüzünden veyahut o sırada her nerede iseler oradan uçup evlerine girer, kanatlarını katlayıp yıldız yapraklarından ve gökyüzü çiçeklerinden yapılmış lezzetli öğle yemeklerini yiyebilirlerdi. Sonra üst kata uçup biraz kestirir; uyandıktan sonra tekrar gökyüzünün yükseklerinde oyun oynayabilirler, akşam yemeğinden sonra da yataklarına uçabilir, gece boyunca rüyalarında gökkuşağını görmek için hızlıca uykuya dalabilirlerdi.

Bu insanlar sürekli periye götürülebilecek dertlere sahip olmazlardı; ama ne zaman bir dert yaşasalar onları kollarının altına alır ve perinin yaşadığı en uzak yıldıza götürürlerdi; ve peri (dertlerinin ne kadar büyük ya da küçük oldukları veyahut sadece sıradan olmaları ya da pembe ve yeşil kurdele ile bağlanmış süslü kutularda olmaları farketmeksizin) onları çözebilir, ona bütün bu dertleri getiren insanlara kimi nasihatlerde bulunur, üstelik onlardan 10 kuruş dahi olsa para istemezdi. Anlayacağınız, insanlara karşı nazik olmayı severdi. Bu peri milyonlarca ve milyonlarca yıl boyunca sessiz ve sakin yaşarken en uzak yıldızda, her bir yanından mırıldanmaların geldiği bir sabaha uyandı. Bu mırıldanmalar diğer bütün yıldızlardan da geliyor gibi görünüyordu. “Kim bilir gökyüzünde neler oluyor?” diye sordu kendi kendine. Kahvaltı boyunca bu mırıldanış daha yüksek daha yüksek daha yüksek daha yüksek daha yüksek daha yüksek ve daha yüksek bir hale geliyordu ki sonunda bir elinde bir tabak ışık diğer elinde ise bir tabak sessizlikle (her zaman kahvaltısını sessizlik ve ışıkla yapardı) yerinden fırladı ve bağırdı “Aman Allahım! Orada, öteki yıldızlarda neler oluyor!” o kadar gergindi ki sessizliği döktü ve ışık boğazında kaldı, sonra hızlıca verandaya çıktı. Orada tuhaf bir manzarayla karşılaştı: Bütün gökyüzü ve yıldızların etrafı karanlığa bürünüyordu, bu karanlık baktıkça daha karanlık daha karanlık daha karanlık daha karanlık daha karanlık ve daha karanlık bir hale geliyordu ki sonunda peri göremediği için bir kibrit yaktı. Sonra bu karanlık insanlara dönüşüverdi. Anladı ki gökyüzü ve her yerin karanlık olmasının sebebi oranın milyonlarca milyonlarca milyonlarca milyonlarca milyonlarca ve milyonlarca insanla dolu olmasıydı. ”Allah aşkına!” diye haykırdı peri. “Ne olmuş olabilir? Bütün bu insanlar dertlerini getirmek için mi beni görmeye geldiler, ne yapacağım ben?”

Gerçekten oldukça korkmuştu ancak bunu kabullenemezdi; bu yüzden  bir mum yakıp şapkasının üstüne koydu ve bilge göründü. Bir süre sonra içinde yaşadığı yıldızın üzerine milyonlarca milyonlarca milyonlarca ve milyonlarca insan dolmaya başladı. Milyonlarca ve milyonlarca insan, perinin evine doğru atlamaya, zıplamaya, sendelemeye, hoplamaya, koşmaya, yuvarlanmaya ve homurdanmaya başladı. O kadar hızlı geldiler ki nerdeyse perinin mumunu söndüreceklerdi. Birkaç saniye içinde peri kendini milyonlarca ve milyonlarca kızgın komşuyla sarılmış bir halde buldu. Hepsi dertlerini yanlarında taşıyorlardı. İşin komik tarafı, bu dertlerin hepsi de birbirine benziyordu ve bu yüzden peri biliyordu ki hepsinin derdi aynı olmalıydı. Peri onlara bir “merhaba” “nasılsın” , “iyi misin” ya da “sorun ne” bile diyemeden milyonlarca dertli koro halinde haykırdı: “Bize hemen yardım etmeni istiyoruz, eğer etmezsen çıldıracağız!”

Peri, şapkasını hızlıca çıkardı ve mum sönmeden tuttu -ki mum insanlar fazla bağırdığından sönmek üzereydi- milyonlarca ve milyonlarca ve milyonlarca ve milyonlarca milyonlarca ve milyonlarca ve milyonlarca kızgın insana karşı: “Ama bu kadar önemli olan sorun ne ?” diye bağırdı.

Hep bir ağızdan cevapladılar: ”Sorun ‘neden’ diyen adam.”

“Nerede?” diye haykırdı peri çok şaşırmış bir vaziyette.

Dertlerini şiddetle sallayarak “ayda!” diye bağırdı hepsi.

“Peki, onunla ilgili ne yapmamı istiyorsunuz benden?” diye sordu peri bilgece; çok şaşırmış olmasına rağmen o sarımtırak kafasında en ufak bir düşünce bile yoktu.

“Onun ‘neden’ diye sormasını durdurmak zorundasın!” diye bağırdı insanlar hep bir ağızdan.

“Elbette, elbette.” Peri söz verdi. “Hadi hepiniz evinize gidin her şeyi bir düşüneyim, yarın sabaha kadar işler yoluna girmiş olacak.”

“Peki dertlerimizi nereye koyalım?” diye sordu insanlar.

“Onları lütfen bahçedeki üçüncü elma ağacının altına koyun.” dedi peri. Ve herkes perinin küçük bahçesine koşup dertlerini binlerce metre uzunlukta ve balonlar kadar büyük yeşil ve kırmızı elmaları olan üçüncü elma ağacının altına koydu. Son kişi de derdini bırakıp gittikten sonra, orada, elmaların yanında ağacın etrafında bir dert piramidi oluşmuştu. Sonra herkes periye kibarca (çünkü artık iyice sakinleşmişlerdi) teşekkür etti. Daha sonra kıyafetlerinin tozlarını silkeleyip önlerini düzlediler ve uçup gittiler. Herkes gittikten ve en uzak yıldız tekrar tamamen sessizliğe büründükten sonra peri de evine gitti ve annesinin verdiği ve onunla ne yapacağını söylediği büyük kitabı açıp “dert”, “adam” “o”, “ay” ve “neden” kelimelerinin altına baktı ama en ufak bir tavsiye dahi bulamadı. “Tüh be!” diye haykırdı peri “Sanırım bunu kendi başıma çözmem gerekiyor!”

Bir müddet kafasını kaşıdıktan sonra içini çekti, altın kanatlarını açıp dışarı çıktı ve aya doğru uçmaya başladı. Bütün gece boyunca, milyonlarca, milyonlarca ve milyonlarca kilometre uçtu; Ve sonunda (sabaha karşı) uzaktan ayı gördü, bir kuruştan daha büyük görünmüyordu; Ancak üzerine doğru uçup sonunda onu net bir şekilde görünceye kadar daha büyük, daha büyük ve daha büyük bir hale geliyordu, ve sert bir uçuşun sonunda ayın kenarına kadar gelmişti. Sonra orada, ayın kenarının hemen yanında yüksek bir kaya gördü. Kayanın üzerinde uzun bir mabet, mabetin üzerinde de ince bir kulesi vardı. Ardından onun da üzerinde -hemen üzerinde- yeşil gözlü, uzun beyaz sakallı oyuncak bebeklerin elleri gibi narin elleri olan çok, çok, çok, çok, çok, çok, çok yaşlı bir adam oturuyordu. Bu küçük yaşlı adam hiç kıpırdamadan tek başına hiçbir şeye bakmıyordu, bakmıyordu ve bakmıyordu.

        Peri uçmayı bıraktı ve ayın üzerine indi. Kanatlarını katladı ve bu yüksek kayaya doğru yürüyüp küçük adama seslendi. Ancak küçük adam hiç karşılık vermedi. “Bu küçük adam sağır olmalı.” diye konuştu kendi kendine, sonra kanatlarını tekrar açtı, kayanın üzerine doğru uçtu ve bağırdı: “Merhaba!” Ama çanın üzerinde oturan yaşlı, yaşlı ve oldukça yaşlı adam kıpırdamadı. “Bu küçük yaşlı adam kesinlikle tuhaf birisi.” dedi peri. Bu yüzden kanatlarını ikinci kez açıp mabetin tepesine uçtu ve çatının üzerinde durarak küçük yaşlı adama avazı çıktığı kadar bağırdı: “Aşağı in!” Ancak cevap yoktu, yeşil gözlü ve oyuncak bebek elli küçük yaşlı adam kıpırdamadı. “Şimdi bayılacağım!” dedi peri bıkkınlıkla. Kanatlarını açtı, hızlıca çan kulesinin üzerine uçtu ve küçük yaşlı adamın hemen yanına kondu. Bütün merakıyla sordu:”Burada ne yapıyor olabilirsin ki?”

Küçük çok çok çok çok çok çok çok yaşlı adam gülümsedi, periye baktı ve dedi ki: “Neden?”

“Çünkü en uzak yıldızdan buraya tüm yolu seni görmek için geldim” dedi peri.

“Neden?” dedi küçük çok çok çok çok çok çok yaşlı adam.

“Bekle, şimdi sana nedenini söyleyeceğim” dedi peri. “Çünkü seninle ilgili çok fazla şikayet duydum”

“Neden?” dedi küçük çok çok çok çok çok yaşlı adam.

“Kulaklarım var da ondan zannediyorum” dedi peri öfkeyle. “Gökyüzünde, her yerde ve bütün yıldızların üzerinde herkes senden şikayetçi, korkunç bir yaygara koparıyorlar.”

“Neden?” diye sordu çok çok çok çok küçük yaşlı adam.

“Çünkü sürekli neden diye sorup duruyorsun,” dedi peri. “Ve bu durum herkesi çıldırtıyor. Tekrar tekrar ve tekrar üst üste neden neden neden ve neden diye sorduğundan, insanlar uyuyamıyor, yemek yiyemiyor, düşünemiyor ve uçamıyorlar. Ve ben de en uzak yıldızdan buraya bu “neden?” işine bir son vermen gerektiğini söylemek için geldim.”

“Neden?” dedi küçük çok çok çok yaşlı adam.

Tam bu noktada peri öfkeden kızarmıştı. “Eğer neden diye sormayı durdurmazsan,” dedi peri “Pişman olacaksın.”

“Neden?” dedi çok çok küçük yaşlı adam.

“Buraya bak,” dedi peri. “Bu seni son affedişim. Beni dinle: Eğer bir kez daha neden diye sorarsan, aydan dünyaya kadar düşmüş olursun.”

Küçük yaşlı adam gülümsedi ve periye bakarak sordu: “Neden?” ve sonra o derin serin yeni güzel yollara milyonlar, milyonlar ve milyonlarca kez düştü. (Ve her düşüşte biraz daha gençleşti; önce çok yaşlı olmayan bir adamdı, sonra orta yaşlı bir adam, sonra genç bir adam ve en sonunda da bir çocuktu) Tâ ki toprağa hafifçe dokunduğunda, yeni doğmak üzereydi.

 

e. e. cummings

(Tercüme: Zehra Tüfekçi)

0 Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum yaz (0)

Daha yeni Daha eski