Yolumu Maraş'a Düşüren Niyet

 

Kahramanmaraş'a gelmeden altı yedi sene evvel... ‘‘Yedi Güzel Adam’’ı öğrenmiştim ilk olarak Maraş'a dair öğreneceğim şeyler arasından. ‘‘Yedi Güzel Adam’’a dair bildiklerim ise o sıralarda devlet televizyonunda yayımlanan romantik bir dizide gördüklerimden ibaretti. Şiir okumak, iyi bir hoca olmak, ülke meselelerine bigâne kalmamak, mertçe bir hayat sürmek, dostlar edinmek ve âşık olmak falandı o gün diziden nasibime düşenler. Bugün açıp izlediğimde belki çok da haklı bir şekilde diziye tahammül edemeyip "Şiiri okurken mahv ü perişan etmişler!" yahut "Aşk denilen şeyi amma da cıvıtmışlar ha!" diyerek artık pek de şiire ve aşka yaraşır bulmadığım bu diziden, az evvel zikrettiğim ve bugün hâlâ uğruna yaşanılır bulduğum bazı şeyler öğrenmiştim.

Bu bazı şeylerin ne olduğuna değinmeden önce sizi hayatımın başka bir anına götüreceğim…

Ben çocukken bizim mahalledeki cami hocasını, namaz vakitleri haricindeki zamanlarda, evinin dört köşesi de kitaplarla dolu odasında oturup kitap okuyan ve orada her türden meseleye kafa patlatan biri olarak tasavvur ederdim. Meğer bizim hoca bu vakitlerde kitaplara değil; iyi para getiren işlere koştururmuş. Bunu çok sonraları öğrendim. Öğrendiğimde de hayal kırıklığına uğradım. Hayallerim kırıldı fakat cami hocalarına dair zihnimde oluşan o ilk safça tasavvur yıkılmadı. Yaşadığım hayal kırıklığı beni, cami hocalarının okumaz etmez kimseler olduğu kanaatine ulaştırmadı. Gün geldi ve bizzat kendim cami hocası olup evimin duvarlarını kitaplarla ördüm ve bu kitaplara kafa yordum. Kitaplara kafa yorduğumu rahatça söylüyorum; çünkü bunun başlı başına bir övünç vasıtası olmadığının idrakindeyim. Sadece, cami hocalarının da bir kafası olduğunu gösterme derdindeyim. Şimdi soracaksınız: "Maraş'a dair söylediklerinle mahalledeki cami hocasına dair anlattıklarının ne alakası var?" Şöyle ki: Bizzat tanımadan evvel Maraş’la alakalı bildiğim tek şey ‘‘Yedi Güzel Adam’’a dair öğrendiklerimden ibaretti. Dizide gösterildiği üzere, yüksek dozda edebiyat barındıran bir “edebiyat şehri” olarak tahayyül ettiğim Maraş… Allah nasip etti ve hayatımda yeni bir devreye bu şehre atanarak başladım. Fakat şehri yerinde görüp bizzat tanıdığımda, tıpkı çocukken mahalledeki cami hocasının kitaplara kafa yormadığını öğrendiğimde uğradığım hayal kırıklığına benzer bir hayal kırıklığı yaşadım. Maraş’ta ne ‘‘Yedi Güzel Adam’’a ne de edebiyata dair takip edebileceğim herhangi bir iz bulabiliyordum.

Sonra birkaç sene önce İstanbul’da ikamet ederken satın aldığım ‘‘Huzursuzluğun Kitabı’’ isimli kitap da bu durumdan son derece huzursuz olmuş olacak ki bir gün kitabın sırt kısmı koptu. Kitaplar için bu durum bel fıtığı gibi bir şey olmalı herhalde. Çünkü kitapcağızın o hâli beni çok müteessir etti. Sahafların mücellitlik yapabileceklerini ya da bunu yapan birine beni yönlendirebileceklerini düşünerek Maraş’ın en iyi sahafına gitmeyi kafaya koydum. Kısa bir araştırma neticesinde şehir merkezine gidip ‘‘Kebikeç Sahaf’’ın kapısından adımımı attım. İsmet Özel’in kitaplarını ve İstiklal Marşı Derneği’nin afişlerini görür görmez Sahaf Ömer’le koyu bir sohbete daldım. Kitapları yalnızca kapağının güzelliğine göre seçen bir arkadaşımın da yanımda olmasına rağmen, Ömer’le ayaküstü yaptığımız sohbeti bitirdiğimizde sadece birkaç dakika gibi gelen iki saat geçmişti. Huzursuz bir kitap vasıtasıyla tanıştığım Ömer ve Ömer’in dernekten arkadaşlarıyla daha sonra sık sık görüşecektik artık…

Galiba biz günümüz insanları bu devirde eskilerin sahip olduğu hiçbir şeye sahip olamayacağımıza inanmışız. Sanki Allah eskileri maddeten bitirip manen kayırırken, bizi de maddeten kayırıp manen bitirmiş gibi bir inancımız var. Halbuki İslam bize Allah’ın insan toplulukları arasında adaleti gözeteceğini öğretmiştir. Bu adalet sayesinde eskilerin sahip olduğu şeylere sahip olma imkanını da elde etmişizdir.

Bütün bu anlattıklarımı ‘‘Ameller niyetlere göredir’’ hadisine vasıl olmak için anlattım. Maraş’a gelmeden seneler önce bir televizyon dizisinin tesiriyle Maraş’a dair görünürde şuursuzca oluşmuş o idealleştirilmiş Maraş tasavvuru, orada ikamet ettiğim ilk sıralarda bozulmuştu. Daha sonra ‘‘Kebikeç Sahaf’’ vesilesiyle tanıştığım bugünün Hırgür Atölye ekibi sayesinde ise bozguna uğramış bu tasavvurumun yerine, ilkinden daha güzel, yeni bir Maraş tasavvuru yerleşti. Belki kendimin bile farkında olmadığı niyetimin neticesi böylelikle karşıma çıktı. Maraş’ta bulduklarım artık ‘‘Yedi Güzel Adam’’ dizisinde anlatılanlardan ve oradan esinlenerek kurduğum gizli hayallerimden çok daha fazlasıydı. Hırgür Atölye yazarlarının ‘‘Yedi Güzel Adam’’dan eksik kalır yanları neydi ki? Bu cümleyi işiten birçoğu ‘‘Sen de amma abarttın ha! Siz kimsiniz onlar kim!’’ diyebilir. Varsın böyle densin… Biz sık sık bir araya geliyoruz. Şiiri ve şairleri okuyup edebiyattan dem vuruyoruz. Devlet kurup devlet yıkmadan millî meselelerimizden söz ediyoruz. Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.)’in hadislerini birbirimizle paylaşıp dinde anlayış sahibi olmanın yollarını arıyoruz. Bu devirde kaç insan birbirini ciddiye alıyor ki?

Güzel olan ne varsa hepsinin geçmişte kaldığını düşünmüyor ve modern dönemde yaşıyor olmakla elimizden bütün imkanların alındığına da inanmıyorum. Modern dünya eğer bizden bir şeyler götürdüyse, bunların arasından en çok umudumuzu/imanımızı alıp götürmüştür. Allah’tan umudu olmayanın umudu; gelip geçici zevklere, dünyevi kazançlara, siyasetçilerin vaatlerine ve düşmanının insafına bağlanır. Dünyanın müminin zindanı, kâfirin cenneti olduğu şuuru ise umudumuzu Allah’a ve ahirete bağlar. Burada yeis Allah’a müteveccih değildir. Yeis, surat asma hakkımızı kendilerine gösterdiğimiz kimseleredir. Niyetimizle umudumuz arasında bir bağ olduğunu, devrin bize esas kaybettirdiğinin başka şeyler değil; imanımız olduğunu, neye niyet edersek karşımıza muhakkak o niyete göre bir şeyler çıkacağını unutmamamız lazım.


Muhammed Said ÖZTÜRK

(Diğer Yazıları)


0 Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum yaz (0)

Daha yeni Daha eski