Çilli Horoz’un Dilinden Güzel Adres Hırgür’e Mektuplar-1

 

Merhaba, Hırgür kardeşim!

Kucak dolusu merhabalarla başlayayım mektubuma; çünkü kır havası gibi, oksigen gibi ne güzel bir adressin sen böyle! Bunu demeden geçemeyeceğim şimdi yani. Övgü olarak değil, tamamen iftihar olarak. Geçmeyeyim, tabiî ya. İçimden gelenleri güzelce diyeyim ki dostluğumuz pekişsin. İçimizden geldiği gibi; hiçbir maske, hiçbir hücum ve müdafaa araç ve gereci takınıp, kuşanmadan en güzel üsluplardan bir üslupla konuşup dinlemeden nasıl bulacağız bir çırpıda dostluğu? Konuşan dost ağzı, dinleyen dost kulağı olsun yeter ki. (Bizim de ağzımız, kulağımız var; hani bunu bilmeyenler olursa onlara hatırlatayım dedim.)

Bizden zengini var mıdır bu durumda? Yoktur. Biz zenginliği birbirimizden alıp birbirimize vermezsek korkarım ki her ân paranın oyununa gelebiliriz. Bak, bir çırpıda çıkıverdik. Nereden? Aktüel alışveriş hengâmesinden. Nasıl? Zenginliğin kendisini kendi aramızda alışverişe konu edinerek. Hiçbir şeyin, hiç kimsenin, hiçbir oyununa gelmeyelim biz. Bunun için türküler dinleyip, türküler söyleyebiliriz mesela. En son hangi türküyü dinlemiştin? En son hangi türküyü söylemiştin? Müsaade eder miydin bunları sana sormama? Kusura bakma soruverdim gitti işte. İçimden öyle geldi de, o yüzden değerli kardeşim. Kime kalmış şu yalan dünya? (Bak, ağzımdan bir soru çıkıverdi yine.)

Soru da sorsa, cevap da verse, hiçbir şey demese de, ağzımdan bu mektupta çıkan sözler benim için ne kadar çok sevindirici anlatamam kardeşim. Neden? Sözlerimin ulaştığı kulaklar hakkında müspet ve umut dolu hislerimin olması sebebiyle. Bir ânda ya da ağır ağır kaybolacak olsam hemen kendimi yeniden bulup kaybolmaktan kurtulmama vesile olacak güzel bir adressin sen. O yüzden içimde bir rahatlık var, tüylerim pırıl pırıl parlıyor, sesimde de kıvamlı ve tesirli bir gürlük var. Kaybolma tehlikesiyle hep burun buruna yaşanılan bir hayatta güvenli bir güzellikteki bir adresin var olduğunu bilmenin ne demek olduğunu aynı yaşantılar içinde olanlar bilebilir ancak. Ne güzel değil mi? Benden mutlusu var mı? Yok. (Tam da şimdi sevinçten ötesim geldi uzun uzun; ama şimdilik kendimi tutup ötmesem daha iyi olur.)

Kıymetli, güzel adres, Hırgür kardeşim!

Umudumuzun gümrah bir ırmak gibi olduğunu hiç unutmayalım. Yanılıp şaşıp da bunu unutacak olursak eğer, bir çırpıda tekrar hatırlayalım. Bir çırpıda her şey mümkün değil mi? Mümkün. Neden mümkün olmasın? Niyetimize bakalım biz, niyetimize iyi bakalım. Nasıl bakarsak öyle görürüz. Nasıl görürsek öyle kavrarız. Nasıl kavrarsak öyle yaşarız. (Tam şu anda soluk alıp vermem zorlaşmak üzereydi ki, sana mektup yazmakta olduğumu aklıma getirerek nefesimin düzene girmesini sağlamış oldum neyse ki.) Yaşasın!

Hazır mutlu olmuşken, buna bir yenisini daha ilave edeyim burada yüksek müsaadelerinle. Don Hikayeleri isimli eserindeki hikayelerden biri olan Çiftlik İşçileri’nin bir yerinde şunları yazmış Mihail Şolohov: “Sundurmanın altında, bir horoz dolaşıp duruyordu. Ötmeden önce kanatlarını çırptı ve sundurmanın saçağı altında yatan Feodor, horozun her kanat çırpışını tek tek, açık seçik duydu. Ondan sonra uyuyamadı.”(Kenta Yay., S.67) Feodor’un şahsında işte yeni bir sevinç duydum gitti. Nasıl duymazdım ki? Horozun her kanat çırpışını tek tek, açık seçik duymuş kendisi. Her horoz kanat çırpışından çıkan sesin canlı canlı, hele de sabahın o hep ilk ve hep taze sessizliği içinde duyulmasından bir çırpıda sevinç duymaz da ne yapar?

Mektubuma burada son verirken hürmetlerimi kabul buyurmanızı istirham ederim efendim.


Ali ÖZDEMİR

0 Yorumlar

Yorum Gönder

Yorum yaz (0)

Daha yeni Daha eski