Of Not Being A Jew
[(Bir) Yahudi Olmamak (Hakkında)] ile ilgili birçok farklı yorum mevcut. Mesela
bir gün bir Edebiyat profesörü içerisindeki şiirleri kastederek “onlar şiir mi
ki?” sualinde bulundu. Buna mukabil bir bisiklet tamircisinde kitabın yüksek
bir yerde durduğunu ve ara ara çıkarılıp okunduğunu, kitaptan güç alındığını
bizzat bir dostumdan işittim. Peki nedir bu şiir kitabının mahiyeti? “Deli saçması” şiirler mi, “Latin harfleriyle yazılabilecek son nokta”
mı? “Saçma sapan” sözler mi yoksa “Bu sapmanın (modernleşme macerası)
gidebileceği son noktayı göstermek”mi? Erbain
şiir kitabının kalınlık olarak 4 katına tekabül eden bir kitaptan bahsediyoruz.
Fakat kitabın okun(a)madığından bahseden birçok isim var.
Edip
Cansever, kapalı şiirin olmadığını, şiire kapalı insanın olduğunu yazar. Cahit
Zarifoğlu’nun şiirlerinin zor anlaşıldığı söylenir fakat onun şiirleri birçok
farklı çevre tarafından çok okunmuş ve sevilmiştir. James Joyce’un Ulysses romanına da benzer yakıştırmalar
yapılmıştır. Kitap okun(a)mıyordur, çok zor anlaşılırdır, çok fazla kelime
oyunu ve çözülmesi gereken bilmece vardır. Yine de çok fazla satan bir
kitaptır. Bir gün kitabı okumaya çalışıp çok zorlanan bir dostu Joyce’un
dairesine gelmiş, evinin bulunduğu kata çıkmış ve hoşbeşden sonra bir fırsatını
bulup kitabın anlaşılmazlığından dem vurarak “Bu kitap beni öldürecek!” demiş. Joyce kurulduğu köşeden istfini
bozmadan “Evet, tuğla gibi bir kitap,
muhtemelen bu kattan aşağı düşse birinin ölümüne sebep olur” demiş. Of Not Being A Jew için de tuğla gibi
bir kitap diyenler var. Birilerinin ölümüne sebep oldu mu bu kitaplar ben henüz
bilmiyorum.
Peki biz bu kitaptan ne anlamalıyız? Buna geçmeden önce
bu tarz yenilikçi addedilen eserlerin başlarına gelenler hakkında biraz bilgi
sahibi olmak faydalı olacaktır. Sonradan şaheser kabul edilen, yenilikçi olarak
görülen bütün eserler ilk yayımlandıklarında çok büyük tepkilerle
karşılaşmışlardır. Hatta birçoğunun devrin kodamanları (lortları) tarafından
kabul edilmediğini ve aynı kişilerin bu eserlerin mevcut estetiğe aykırı
olduğunu söylediklerini görürüz. Şu anda modern şiirin vazgeçilmez bir eseri
olarak görülen Baudelaire’in Kötülük
Çiçekleri (Les Fleurs du mal)’ne gelen tepkilere, yorumlara ve eserin ne
kadar aykırı bulunduğuna dair sözlere göz atılabilir. Rimbaud’nun 500 tane neşrolunan
şiirlerinin 25 yılda ancak 75 tanesinin satıldığı/dağıtıldığı/hediye edildiği
biliniyor. Yine onun eserleri için yapılan yorumlara göz atmak, yenilikçi
olarak görülen bir edebî esere karşı takınılan tavırların ne olduğunu bize az
çok gösterebilir. Benzer birçok örnek Türk Edebiyatında da görülebilir. Tabii
ki bu eserlerin değerini bilme konusunda sanatçı ruhların ilk bakışta da
isabetli tavırlar sergilediğini görebiliriz. Lakin bunlar azınlıktadır. Joyce’un
bir diğer eseri Finnegans Wake
hakkında hâlâ “büyük eser mi, deli saçması mı?” tartışmaları yürütülse de Joyce
endüstrisi içinde eserin hakkını veren çok iyi metinlerle karşılaşabiliyoruz.
Hakeza çok uzağa gitmeden, İsmet Özel’in ilk şiir kitapları karşısındaki
tedirginlikleri, dışlamaları ve eserlerin yeniliğinden dolayı kabullenemezlikleri
de İstiklâl Marşı Derneği Portalindeki muhtelif çalışmalardan takip etmek
mümkün.
Mademki geçmişteki tecrübelerden biri olarak Joyce’tan
bahsettik ondan devam edelim. Böyle muhtelif yorumlara açık eserlerin akıbetine,
okuyucuyla ve akademisyenlerle olan münasebetine bir bakalım. Zaten Ulysses
ile şöhretinin zirvesinde olan Joyce’un kendini kabul ettirdiği bir ortamda,
ilk bakışta neredeyse hiçbir şey anlaşılmayan Finnegans Wake hakkında hep “bu
yazar bugüne kadar böyle iyi eserler ortaya koyduysa bu son ve devasa eserinde
de muhakkak bir maden mevcut fakat biz işleyemiyoruz” görüşü baskın çıkmış
ve ‘edebiyat eseri okuma konusunda profesyonelleşmiş’ insanların tesiriyle eser
hakkında devasa bir külliyat oluşturma çalışmasına başlanmış. Bu neticeyle
kitabın birçok yeri aydınlatılmış. Hâlâ da eser hakkında çalışılmamış birçok
saha olduğu görülüyor. Kitabı seven okuyucular ve akademisyenler yeni yeni
çalışmalar yapıyor. Fakat Of Not Being A Jew hakkında “Bir Şey Söyle”yen “Şiir okuma
konusunda profesyonelleşmiş insanlar”ın pek çıkmadığını görüyoruz. İsmet
Özel bir konuşmasında “Bu kitapta [Of Not
Being A Jew] öyle şiirler yer alıyor ki bunlar ancak çok uzun hazırlıklar
sonucunda şiir okuma konusunda profesyonelleşmiş insanların altından
kalkabileceği vasıfta şiirler” diyor fakat karşılık bul(a)mamış bir çağrı
olarak kalıyor bu sözler. Ulysses için Joyce "İçine o kadar çok bilmece, bulmaca ve zeka oyunu koydum ki, profesörler
yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü
garantilemesinin tek yolu da budur." diyordu. Şair Türk’ün ise böyle
bir “ölümsüzlüğü garantileme” tavrının olmadığını bu kitap üzerine söylediği
başka bazı sözlerden anlıyoruz. Bir cepheden, kaleden bahsediyor İsmet Özel ve
şöyle diyor: “Şiir vazifesini aksatmadı.
Bugün Türkiye’de kâfirlerin zapt edemedikleri tek kale Türk şiiridir. Hâlâ!
Çünkü bu kaleyi ben İsmet Özel olarak koruyorum. Başka da neferi yok,
kumandanından geçtim. Bunun, bu burcun, bu kalenin direncini artırmak için ne
bir malzeme ne bir donanım ya da teçhizat ya da mühimmat, silâh... Bunlar yok.”
Her iki isme “Dünya Romanının” ve “Dünyada Şiirin” borçlu olduğu çok nokta olsa
da şairin çağrısının romancınınkinden çok farklı olduğunu görüyoruz. İsmet Özel’in
kendini vatanına ve milletine karşı alacaklı değil borçlu hissederek bir şeyler
yaptığını, romancının ise başka başka niyetleri olduğunu çok rahatlıkla anlayabiliriz.
Bir yanda tekboyutluluk (tek dünyalık) tarafından sarılmış Joyce, diğer yanda
cenneti özlüyorum diyen İsmet Özel.
Her
ne kadar Ulysses romanından sonra
‘ahiret’ bahsine tekrar dönmeyeceğini ve bu dünyadan başka bir şeyi yazmayacağını
söyleyen Joyce’un Finnegans eserinde
öbür dünyayı yeniden mevzu ettiğini de unutmamalıyız. Meselemize dönecek
olursak Türk şiirinin varlığıyla Türk milletinin varlığının içiçe şeyler
olduğunu bilir şair. Onun şiirlerindeki “ben” diye geçen her şey Türkiye’dir. Varlığı
ile vatanının varlığını bu kadar ‘bir’ kılmış bir ismin Erbain şiir kitabı bu kadar satmasına ve okunmasına(?) rağmen aynı
çabanın bir devamı olarak yazdığı yeni şiir kitabı neden benzer bir muameleyle
karşılaşmıyor? Bu mukaddimedeki amacım bir hayıflanma, söylenme değil. Eğer
muvaffak olabilirsek söyleşmek. İnsanların Türkiye’nin varlığı ve idamesi
konusunda tereddütleri mi mevcut ki şiirin idamesi konusunda sıkıntılar
yaşanıyor? Türkiye’nin/Türk şiirinin varlığıyla alakalı sorunların Of Not Being
A Jew’ün okunmamasıyla bir bağı var mı? (Az önce atıfta bulunduğumuz konuşmanın
başlığına dönecek olursak) Türkiye Şiirin Neresinde? Gerçekten şiir Türkiye’nin
değil de ‘Türkiye Şiirin Neresinde’ suali cevaplanabildi mi? Bu sualler
cevaplandırılmadan ve İstiklâl Marşı Derneği’nin Türkiye içindeki konumu
anlaşılmadan Of Not Being A Jew’ün
Türkiye ve Türk Şiirindeki konumunun da anlaşılamayacağını düşünüyorum.
Peki, en azından bunların yanında İsmet Özel’in bu eser
üzerine söyledikleri esas alınıp kitap üzerine bir şeyler yapılabilir, ‘bir şey söyle’nebilir miydi? Fakat gördüğümüz
kadarıyla Türkiye’de buna yanaşan bir zümre çıkmadı. Yahut Erbain ve Bir Yusuf Masalı
ile Türk şiirindeki yerini kimsenin reddemeyeceği bir ismin son büyük şiir
kitabı üzerine çalışmalar yapılabilir miydi? Bunun da bir taliplisi çıkmadı. Bu
şiir kitabı -tıpkı İstiklâl Marşı Derneği’nin söylemlerinin zaman zaman maruz
kaldığı gibi- bir susuş kumkumasına uğradı ve yeteri kadar konuşulmadı. Bir
giriş denemesi olarak yazılan bu yazıda en azından kitabın mukaddimesi ve iki
kapağının ne olduğuna dair bir başlangıca davet mevcut: “Yani [bu kitapla] bilinç altında diyebileceğimiz yaşayan bir şeyi, ben,
bilinç katına çıkardım. Bu milletçe, Türkiye’de, Tanzimat’tan sonra girişilen
Batılılaşma, Avrupalılaşma, Modernleşme, Sekülerleşme... ne derseniz deyin; o
işin, millî endişelerle alakası hep bilinçaltında kalan bir şeydi. Ben bunu
doğrudan doğruya bilinç katına çıkardım. Bu manada, Of Not Being A Jew; kapakta
böyle bir İngilizce laf var, arkasında da Fransızca ‘De la Frayeur D’être
Plombier Borgne’ yazıyor. Yani Of Not Being A Jew, iki kapağı ile bir parantez
oluşturuyor. ‘Bir Yahudi Olmamak Hakkında’ ama ‘Bir Şaşı Tesisatçı Olmanın Hakkında’.
Bu kitap bir Yahudi olmamak hakkında ile şaşı bir tesisatçı olmanın hakkında
paranteze alınmış. Şair, kendini şaşı bir tesisatçı olarak görüyor. Yani tamir
edecek hatta onu tamir etmek için, tesisatı kurmak için çağırmışlar. Ama
şaşı... İşini gayet güzel, temiz yapsa bile kendini zorlayarak yaptığı belli.
Gözleri şaşı bakmayan birinin daha rahat yapacağı bir şeyi, o, şaşı bir
tesisatçı olarak yapıyor. Hadise budur!” Şair şaşı olduğu halde işini gayet
güzel, temiz yapsa bile şiirlere karşı bir şaşkınlık mevcut. Bu şaşırmayı yeni
bir şakaya çevirip -ki eski şakalaradan biri şöyleydi: “İsmet Özel’in bütün kitapları bende var ama hiçbir fikrine katılmıyorum”
bir diğeri de şöyle: “İsmet Özel’in
şiirlerini okuyun ama düzyazılarını boşverin”- artık Of Not Being A Jew
kitabını kastederek şöyle diyorlar: “İsmet
Özel’in şiirlerini de boşverin!”
Acaba altı yüz sayfalık bu kitap boşverilmeye, susuşa,
şaşırmaya, şakaya elverişli bir kitap mı? Münferiden hesaplandığında 50 cildi
bulan eserleriyle İsmet Özel ve yine birçok yayınıyla İstiklâl Marşı Derneği
külliyatı yabana atılabilir bir şey midir? Türkiye Şiirin Neresine Düşer?
Türkiye’nin şiire, İstiklâl Marşı’na olan borcu nedir? Borçlu ve alacaklı...
Daha önce de değindiğimiz bu iki kavram bazı sualler ve kitabın
mukaddimesindeki bazı mefhumlar konusunda bize yardımcı olabilir. Kendini
borçlu ve alacaklı hisseden insanlardan bahseder İsmet Özel. Türkiye’de yaşayan
insanların ekseriyeti kendini alacaklı hisseder. Kendini bu vatana, millete ait
hissetmeyen ve alacaklı olduğunu düşünen insanların anlayamayacağı şiirlerle
karşı karşıyayız bu kitapta. Yazarın kitabın mukaddimesinde yazdığı şekliyle keyif çatma heveslisi zorbaların bu
kitaptan pek bir şey anlayamayacakları daha kitabın en başında ifade edilmiş.
Yine kitabın muhtevası hakkında şunlar söylenmiş: “Bu kitabın muhtevasını yalnız Türk şiirinin değil, dünyada şiirin
canını dişine takıp nasıl idame-i hayat edeceği sualinin cevabı teşkil ediyor.”
İsmet Özel’in İslamla Damgalanmış Varoluş
kitabındaki yazılardan birinin başlığı şöyle: Şiirin İdamesi Ve/Veya Şiirle İdame. Bu şiirlerle nesirlerin hiçbir
bağı yok mu?
Şiirin
idamesi bize ne sağlayacak? Türkiye’de,
Tanzimat’tan sonra girişilen Batılılaşma, Avrupalılaşma, Modernleşme,
Sekülerleşme her ne dersek diyelim bunlara karşı milli bilincin şiirle
nasıl bir alakası kurulabilir? Bilinç=şuur demektir. Malumunuz şiir de şuur
kökünden gelir. Demek ki bu sıralananlara karşı oluşturulan milli bilincin
şiirle doğrudan alakası var. Peki, “dünyada
şiir” neye denk gelir? Önce bu suali ardından şiirin Türkiye’de nereye oturduğunu
konuşmak lazım. Modernleşmeye, hayatın bu yolda akışına ve onun bütün
tahribatlarına karşı dünyada -sadece ve sadece- şiirin sesinin çıktığı bir vaziyet
olduğunu Modern dönem şairlerinin yazdıkları/yaptıkları/yaşadıkları ile
görebiliriz. Fransız şiirinde Baudelaire’in yaptıklarına, modernleşmenin
varacağı son nokta olarak Amerikanlaşmaya karşı söylediklerine ve modernleşme
macerasında şiiri nereye oturttuğuna bakılabilir. Bunlar dünyada şiirin neye
denk düştüğü konusunda bize yardımcı olacaktır.
Ayrıca Alman şiirinde Hölderlin’in şiire ‘modern karşısında’ yüklediği anlama ve şiirin nelere karşı bir kale (Hölderlinturm) olduğunu gösterdiği eserlerine/varlık durumuna bakılabilir. Bunlar ve şiirle alakalı başka birçok örnek bize şiirin vazifesinin -dünyada- ne olduğunu gösterecektir. Ama biz Of Not Being A Jew ve Türk şiiri zaviyesinden bakacak olursak, “Şiirin” Türkiye’nin neresine düştüğü, şiirin asli vazifesinin ne olduğu, Türk milletinin şiirle bağı gibi meseleler ancak Yunus Emre’den itibaren incelendiğinde anlaşılabilir. Türkler şair millettir, denir. Fakat çobanından padişahına şair olan bu millette III. Selim’den -ki Batılılaşma onunla başlamıştır- itibaren hiçbir padişah divan tertip etmemiştir. Batılılaşma yoluna girenlerin şiirle bağı gevşemiştir. Batılılaşma, Avrupalılaşma, Modernleşme, Sekülerleşme her ne dersek diyelim bunların olduğu yerde şiirin olmadığını ya da yalnızca şiirin şairin uhdesine bırakıldığını görüyoruz. Benim kanaatimce bu düşünülmesi gereken bir mevzu. Şiirin Türkiye’nin neresine düştüğü sorusu ve Türkiye’de şiirin ne olduğu konusuyla doğrudan bağlantılı cevapları olan bir mesele. Of Not Being A Jew bu suallerin, konuların, meselelerin ve dalgalanmaların en net görülebileceği bir eser olarak önümüzde.
Of Not Being A Jew ile alakalı yazılacak/yapılacak birçok şeyin habercisi ve girişi mahiyetinde olan bu yazıyı kitabın mukaddimesinde yer alan kısa bir bölümle hitama erdirelim: “Şiir denilen şey bir tüy olmasaydı ben şiir yazmazdım. O tüy şairin değil milletin dilinde bitmeseydi bu kitap da olmazdı; ama var işte, olmaz olsun bu kitap diyenlere rağmen var. Küfrün azamet, kâfirlerin haşmet arz ettikleri vehmine rağmen bu kitap var. Bir yandan çobanından padişahına kadar şair olan Türk milletine senet tedarik etmenin keyfini sürmek, diğer yandan her mikyasta her türden millet düşmanlarına her bakımdan nispet etmek, onları çatlatmak üzere var.”
Muhammed KOÇ

Osman Özbahçe Hece özel sayısında ve sonradan yayınlanan "İnsanın Özgürlüğü Sürecinde İsmet Özel Şiiri" kitabında ayrıntılı bir ONBAJ incelemesi yaptı neyse ki...
YanıtlaSilYorum Gönder